3 Nisan 2009 Cuma

TURNALARA TUTUNDA GEL !!!!

Ah efendım yaz bakalım kainatın efendisine bir mektup dediler. Arkadaşa bile yazmak zor gelirken Allah’ın ‘’ sen olmasaydın kainatı yaratmazdım ‘’ dediği habibine yazmak imkansız geldi bana.. sana olan sevgimi nasıl dökebilirim cümlelere, nasıl bağlarım sonuçları bilniyorum. Nerelerdesin efendım? Buralar sensiz dağıldı,bir garip oldu. Öksüzlerden daha bir öksüz,yetimlerden daha bir yetimiz sensiz. Keşke bizlerede yaşamak nasip olsaydı asrı saadeti. Senle bir Uhuda koşsaydık, ordan Bedireiordan Hendeğe.. durmazdık küheylanlar gibi çatlarcasına koşardık. Ama efendim her zaman olduğu gibi sen ozamanlarda bizi düşünmüşsün, ve ‘’benden sonra gelip beni görmeden bana inanan ümmetime selam olsun’’ demişsin.. Aleykümselam efendim aleykümselam.. senden asırlar sonra gelmemize rağmen, senin davana talibiz efendim.Çünkü bizler sana sevdalıyız sevda kokan peygamberim.. Biliyoruz ki İslam ülkesinde büyük bir yangın var,yanıyor hertaraf..insanların içleri yanıyor. Bu yangında yangına su götürenlerden olmayı nasip eyle bize. Sahabe devrini yaşayıp yaşatalım diyoruz.. büyüklerimzde bize böyle öğretti efendim.. musab bin umeyrler olun dediler,sümeyralar olun,Nesibeler olun,esma validelerimiz gibi olun dediler ve ‘’anam babam sana feda olsun ya resulallah’’ diyin diyebilin dediler. Bilmemki diyebiliyormuyuz efendim. Bir kişi seni anne ve babasında çok sevmedikçe sana iman etmiş sayılamaz.. böyle yüreklere ihtiyaç var efendim.sevdasına sevda katanlara ihtiyaç var.. ama ümitsizde değiliz. Sen zaten bize müjde vermişsin benim adım güneşin doğup battığı heryere ulaşacak demişsin. Ama vazifeyi yapmış olarak yanına gelmek var,birde vazifeden kaçmış olarak yanına gelmek var. Bu davaya şeytandan başka hiç kimse engel olmaz. Sen şeytanın hilelerinden koru inanları efendim. Ah efendim ben kim oluyorum ki bunları senden istiyorum.. sen ki bizlere ümmetim diyorsun, miraca çıkınca bile Allahın katından ümmetim deyip geri iniyorsun,zaten bizi bizden çok düşünüyorsun. Bilmiyorlardı bilselerdi yapmazlardı diyorsun. Bizde bilmiyoruz efendim. Ne yapıyorsak bilmediğimizden yapıyoruz. Beklide senin bulanık görülmene sebep oluyoruz. Sen doğrudan insanların kalbine doğ efendim.ve bizlerede seni anlamayı,anlatmayı, yaşayıpda yaşatmayı nasip eyle.
Ah efendim bir görseydik seni;ozaman gecelerimiz daha uzun olurdu.kimbilir ölümü ozaman hasretle beklerdik.sevgiliye kavuşma anı olarak nitelendirirdik. Sen gittin mevsimler değişti, gündüzlerimiz dünyalık,gecelerimiz boş geçti,sen gittin gençlik bitti.. nerede senin zamanındaki yağız delikanlılar efendim. Uhudda dişinin kırıldığını duyunca resullahın dişi kırılmışken ben dişleri neyleyim diyen ve anında dişlerini yere dökenler nerede , nerede efendim. Gerçi şuandada var böyle civanmert ruhlar.sana gönül vermiş ve insan yürüdüğü yolda ölmeli diyen ruhlar var.seni anlatmak için koşan gençler var.nefretten nefret edin, sevmeyi sevin,hoşgörüyü sevin,kötü sözleri lügatınızdan silin diyen büyüklerimiz var. Yeni bir dünya kurmaya çabalayan insanlar var. Bu vazifenin senin vazifenin sırtımıza konulduğunu ve bize emanet edildiğini hissetirenler var. Allah gencin ibadetine tebessüm eder diyenler var.gençliği diriltmeye uğraşanlar var. Ahir zamanı asrı saadete çevirmeye yemin edenler var.şimdi buraya gelsen sende ne çok seversin bu insanları. Seni seveni sen zaten seversin.allahı ve peygamberini unutmayanı,unutturmayanı sen zaten unutmazsın. Olsun efendim burada olmasanda kokun var hertarafda,sözlerin var dudaklarımızda, kimbilir aramızdada dolaşıyorsundur sen bazı anlarda. Ne olursa olsun cennette arşın altında buluşacağız efendim. Buluşmak için çabalayacağız ve inşallah seni orada güldüreceğiz. Tek girmeyeceğiz cennetinede,tek başımıza neyleyelim cenneti yanımızda arkadaşlarımızıda getireceğiz. Büyük bir topluluk olacağız orada. Kişiyi sevmek ona benzemek onun hayatını hayat edinmekle olur.bizde seni seviyoruz. Senin hayatını hayat ediniyoruz. Gerekirse hicret edelim diyoruz. Ama ne olursa olsun; onu duymayan, onu bilmeyen,onu tanımayan gönüller kalmasın diyoruz. Nasıl yaşarsak öyle ölürüz ve öyl haşroluruz,bizlerde senin yolunda koşarken ölelim efendim.
Ne mutlu bizlere ki, sana inanan bir topluluğuz. Çok şükür ki Müslüman olarak doğmuşuz, ve elhamdülillah ki sen bizim gemimizin kaptanısın.. ve biliyoruz ki bu dünyada ‘en yüksek ve gür seda islamın sedası olacak.’bu hafta senin doğum haftan,, biliyorumki sen suanda beni görüyor ve duyuyorsun. Çok sevdiğim bir ezgi ile sana seslenmek istiyorum..’’ gel yağmur ol gel,gel rüzgar ol,bulutlar yoldaşın olsun. Allahım seni korusun,yolun açık olsun.turnalara tutunda gel efendim..’’



TUĞBA YETİŞ 19.03.2005

BUDA BENIM HAZIRLAMIS OLDUGUM SEMINER

ADANMIŞLIK

Allah, yeryüzünün istikrarı için dağları yaratmıştır; ayrıca, dağların yerin üzerinde görünen kısımlarının en az iki misli de yerin altındadır.İşte, bu kudsî da’vâya gönül verenler, Hızır’la yolculuk yapmanın, Hızır çeşmesinden âb-ı hayat içip ‘ölümsüzlüğe’ ermenin yolunu aramalı; geceleri gündüzler kadar aydınlık, iç dünyaları itibariyle de dış görüntülerinden daha derin ve Rabb'in huzûrunda gözyaşı döken, dağ gibi birer ma’nâ eri olmalıdırlar.adanmıslık deyınce akla ılk gelen ınsanlardır sahabaler.bır ammarı dusunur bır bılalı dusunur kalırız oyle..nasıl yuce ruhlardır onlar kızgın kayalar ustune atılsada olara ehad ehad dıye haykırtan nasıl bır ımandır.Sumeyyeyı yasırın karsısında baglayıp ınkar et denıldgnde Allah bırdır dedırten nedır acaba? Dava Adamları ile sempatizanlar arasındaki fark,dava adamlarının “gündelik ve dünyalık” işlerini “boş vakitlerinde” yapması,sempatizanlarınsa davalarını “boş vakitlerini değerlendirme ve bir hobi” olarak mülahaza etmeleridir.
gunumuzun adanmıslarıda bu yolda ılerler..

yureklerınde renk atmayan tek sevda hakk sevdası ve hakka vuslat arzusu
yurudler dunyanın en ucra koselerıne onlar yuruduler ruhanıler sevındıler
ve tabı seytanlarda dovunduler..

Allahın lutuflarını grmek ve hamdu sene hıslerı ıle dolmak ıstıosanız bakıverın etrafınıza bu devrın fıtnlerıne takılmadan bahara yuruyen bahadırlara.hangı hususta ornek arıyorsanız ahır zaman garıplerı arasında mutlaka bulacaksınız bulacak ve colde gul bıtıren bu ınslanlara hayran olacaksınız.onlar gonlunu hz veduda vermıs. rabbanı br ınsanmı gormek ıstıyorsunuz oyleyse gunumuzun sevgı kahramanlarından bırının evıne rastgele gıdın ve geceyı bekleyın el ayak cekılır cekılmez ayseler Fatmalar alıler Ahmetler seccadelerıne kosacakalrdır..onları seccadede goreceksınız sakın varlıgınız onlara bellı etmeyın onlar agyara duyurmak ıstemezler ıclı yakarıslarını..hacı kemal agabey gıbı yıgıtler vardr onlar arasında..gunumuzun alperenlerıdır onlar.hocaefendının yanında konusmayI edepszlık saymıs haya abıdesıdr onlar.gunumuzun Osmanlarıdır onlar melekler bıle belkı kendıısnden haya ettıgı ınsan..gul kokulu gunlerı hatırlatır bıze hacı ata..munadımız gıdın ayagınzn yettıgı heryere gıdın kardeslerımızın yanına gıdın dedgınde kalkar gıder hacı ata arkasına bıle bakmadan.evını esını yurdunu gerıde brakıp gıder.gıdın demıstr asrın dertlısı cunku .yapılacak ıs belkı İstanbulu fethetmekten bın defa daha hayrlııdr demıstr hocamız..oda cıkar ve kuheylanlar catlarcasına kosmak ıcın gıder tacıkıstana..omrunu adar atayurda..


FEDAKARLIK

yasatmak ıcın yasayan ,fedakar ve comert br ınsanmı gormek ıstıyorsunuz egıtıme adanmıs muesseselerınden bırının mutevellı toplanıtısına ugrayıp bır kanepeye yerlesmek yeterlııdr.ve sonra omzlarındakı sorumlulupun agırlıgı ıle daha br buyuyen ınsanlar goruruz.kendılerıne sorsak onları kullardan bır kul der baksa bsy demezler.ucret ve rahat anlarında ortalarda gorunmezler..onları gormek ıstıyorsanız,dert var hızmet var, hımmet var demelısınız.oyle olmasaydı mogolıstanlara kadar yazı tahtaları sıraları nasıl gıderdı.sıngapurlarara Tanzanyalara ucakalrla bıle 15 saatlık yerlere turk bayragı nasıl gıderdı..model ınsandr onlar..nıce ablalar vardr brde Zeynep abla vardr hzmete sevdalı ogrencıler yararına duzenlenecek kermes ıcın yaprak dolma saran ,gozlerı yaslı,sorarlar gozun neden yaslı Zeynep abla dıe..der olgumun hıcrete gtmeden soyledgı mısralar yadıma dustu..’’senden ayrılıgın hayalı bıle ıcıme bır keder salıyor anne ,nezaman bır hıcran bestesı duysam gozlerım mechule dalıyor anne’’..nasıl dayanıyorsunuz oglunuzun hasretıne deyın bır ona.ogul benım oglun yasadgını bılıyrm.arada arayıp sesını duyuyrm gecenlerde ayse hanımın yıgıdı yasın talebesını kurtarmak ıcın atladgı golde kendısı boğulmus.sehıt olmus kadıncagz ben sehıt anasıyım dıe duruyor.hocaefendının cok agladgını duyunca annesı şunu yazıp gndermıs hocam ben oğlumu ruzgar gulu dıe cagırırdm ben onu rabbmın yoluna adamıstım duydumkı sız aglıyormussunuz.ne olur sız aglamayın br ruzgar gulum daha olsaydı onuda sıze kurban ederdım..dıyen fedakarlık tımsalıdr onlar hocaefendıyı arayıp basınızı sağolsun oğlunuz oldu dıyen yasın abının babasından ogrenmek lazım hızmete baglılıgı...onlara bu suru kazandıran kımdır acaba?ustadın talebesı tahırı mutlu agabeyı dıaynet hacca goturmek ıster o der hocama sormadan gıdemem.gelır usatdım der benı hacca gtrmek ıstıyorlar..ustad fedakarlıgı anlatan su sozlerı soyler ona Maşallah… Tahiri Hacc farz oldu mu sana? Eğer farz olduysa, hocaya sorulmaz farz… Yoksa gezmeye mi gidicen. “Tahiri, risale yazıyorsun. İnkârdan, küfürden kurtarıyorsun gençleri yahu! Kur’an yazısını öğretiyorsun sen Tahiri. Nereye gidiyorsun ALLAH aşkına? Cennette yalnız başına sıkılırsın. Cennete Müslüman kazandıracaksın Tahiri!” budur ıste suur..gozumde ne cennet sevdası ne cehennem korkusu mılletımın ımanını selamet gorursem cehenmme alevlerı ıcınde yanmaya razıyım bedenım yanarekn gonlum gul gulıstAn olur dıyen buyklerımzden ogrendıler onlar hızmetı …budur ıste fedakarlık.. 1. Girip devam tetiğin yolda önünde cennet kapıları açılsa “Buyurun” dense “bir görüşeyim.” Demeli, *2. Sen şu seviyeye gelirsen cehennemden kurtulacaksın dense. Cehennemden kurtulmak büyük şeydir ama “Görüşmem lazım” diyecektir. *3.Fikri sorulursa konuşacak, sorulmazsa teslim olacak ınsan olmalı.


IHLAS

bir da’vâ adamının, üzerine düşen vazifeyi yerine getirmesi da’vâsına olan inancı nisbetindedir İhlasın manası Allah’ın rızasından başka hiçbir maksat ta­kip etmemektir. İman hizmetiüi ve neslin elinden tutma gayre­tini herşeyin üstünde görmektir. Kutbiyyet de verilse ihlasın ze­delenmemesi için hizmetkarlığı tercih etmeli. Özellikle bundan sonra buna daha çok ihtiyacımız olacaktır. İhlasta bir düstur da­ha vardır ki, o da vazifeyi sırf emredildiği için yapmaktır. Başka bir şey düşünmemektir. Öyle ise sen vazifeni yap. Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışma. Senin vazifen tebliğ ve tebyindir. Kabul ettirmek Cenab-ı Hakk’ın vazifesidir.
İslam’a hizmet ihlas ve samimiyetle yapılırsa makbuldür. Abdestsiz namaz kabul edilmediği gibi ihlassız bir hizmetin de hiç bir kıymeti yoktur. Öyle ise iman ve Kur’an hakikatlerine hizmet etmeyi dert edinenler hasbi ve samimi olmalıdırlar. Ya­ni, hizmetlerinin ücretlerini sadece Allah’dan beklemelidirler. Sahabe-i kiram gibi ücrette geriye çekilmek, hizmette öne atıl­mak onlanmı en belirgin özelliği olmalıdır.
Resül-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem ensarı anlatırken şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki, siz menfaat anında azalan fa­kat dehşet (hizmet ve cihad) anında çoğalan kimselersiniz.”
Hizmet ehli olan kimse peygamberleri örnek alır ve müka­fatını Allah’dan bekler. Cenab-ı Hakk’ın fazl ve keremi ile ken-
disini İslam’a dair böyle bir hizmette çalıştırdığına daima şükre­der ve buna kanaatle yetinir.
Evet, unutmayalım ki, bizler hadd-i zatında müflis olduğu­muz halde gayet zengin bir mücevherat dükkanının dellalı ve böyle bir hazinenin birer hizmetçisi olmuşuz. Şu dünya alemın­de. bundan daha büyük izzet ve şeref var mıdır? Ve bizim bun­dan başka bir şey istemeye hakkımız ve yüzümüz olur mu?hızmette ınsanları cennete tasıyacak sey hızmet ettgımız ınsanların cokluğu degıl.kalplerımızde tasıdgımız samımıyetın coklugudur.samımı olduktan sonra hızmet ettıgın kısının sayısı bır de olsa cennete gırmek mumkunudr ama o samımıyet yoksa hinlik çoksa hızmet etttgımız ınsanların sayısı on bınde olsa bır hıc olmaktan kurtulamayız.şayet cenabı hakk hızmet edenlerı bır eleğe koyup elese acaba kac kısı elegın ustunde olmayı basarabılırdı merak edıyorum.hz omer ’’ bızım adam gıbı adamlara ıhtıycmız var.onsuz kendısne hayat verılse onu tepecek yıgıtlere ıhtıyacmz var ‘’ der.bır elıne gunesı bır elıne ayı versenız yardan yuzunu cevıremeyecek erlere..yanı bedıuzzamanlara.ceylanlara.zubeyırlere…samımıyet ve yoklğu yegane sermaye sayanlara ıhtıycamız var. Hazreti Ömer (radıyallahu anh) arkadaşlarına sorar bir gün: "Ey İslam'a hizmet etmek isteyen arkadaşlarım Cenab-ı Hak sizin duanızı kabul edecek olsa ondan ne isterdiniz?" Biri: "Ya Emire'l-mü'minin, Allah duamı kabul edecek olsaydı, Ondan bir sandık dolusu altın isterdim de onunla İslam'a hizmet ederdim." diyor. Bir başkası: "Ben de hizmet için bir sandık dolusu gümüş isterdim" diye cevaplıyor. Bir başkası ise: "Ben Cenab-ı Haktan sahralar dolusu koyun isterdim ki o koyunların yününü, etini, sütünü Müslümanlara vereyim de İslam'ın hizmetkarı olayım…" Herkes bir şeyler söylüyor…

En son hazreti Ömer'in cevabı merak edilmektedir. Ve ona sorarlar: "Sen ne isterdin ey Ömer" O şu unutulmaz cevabı veriyor: "Eğer Cenab-ı Hak benim duamı kabul edip de istediğimi verecek olsaydı, hizmet için ne sizin gibi sandık dolusu altın ve gümüş, nede sahralar dolusu koyun, sığır ve deve isterdim. Ben "adam gibi adam isterdim" buyuruyor. "Ebu Ubeyde, Ebu Zer ve Muaz ibni Cebel gibi adamlar…" gunumuzun kahramanlarındanda bır cok ornek vardr buna..dunyanın heryerınde mesgale tutustrmaya calısan bu devrın musablarını,su asrın hanzalalarını onların hıcret destnlarını ,ihlas ve samımıyetlerını akılları harettye bırakacak tesebbus ve gayretlerı dusunmek lazm..en kırlı ortamlarda bıle tertemız kalmasını bılen,ıffet abıdelınden bombaların kursunların kulak delen ugultusuna ragmen ogrencılerını yetıstrmkten gerı durmayan hıcret muhalını terk etmeyı hıcmı hıc dusunmeyen cesaret tımsalllerınden aylarca ac susuz kalsa burs maas alamasa.maddı ımkanları yetmese,3 aıle tek bır evı paylassada sıkayet nedır bılmeyen beklentısızlerden dem vurmak lazım…
Vazıfe yaptıgı bır okulun penceresınden dusen cocugun kendı cocugu oldugunu anlayınca bıraz rahatlayop allahım sana hamd olsun baskasının cocugu olsaydı ve hzmetımıze laf gelseydı ben bunun hesabını nasıl verrdm dıyen mesulıyet suuuru ıle dopdolu br ıdarecının hıkayesıdr samımıyet..

UHUVVET


Hz. Ömerin rivayetine göre, Resulullah (asm.) şöyle buyurmuştur:“Mutlaka Allah’ın kullarından bazı insanlar vardır ki, onlar ne Peygamber, ne de şehitlerdir. Fakat kıyamet gününde, Allah katındaki makamlarından dolayı nebiler ve şehitler onlara gıpta edecekler.”Sahabeler dediler:“Ey Allah’ın Resulü bize haber ver, onlar kimlerdir?” Resulullah:“Onlar öyle bir topluluk ki, aralarında bir akrabalık, alıp verecekleri mal- mülk olmaksızın Allah için birbirlerini severler. Hem, vallahi şüphesiz onların yüzleri pırıl pırıl nurdur. Şüphesiz onlar nur üzerindedirler. (İşleri nurdur) insanlar korktuğu zaman onlar korkmazlar, halk mahzun olduğu zaman onlar mahzun olmazlar” (1) buyurdu ve şu ayeti okudu: “iyi bil ki, Allah’ın velilerine, sevdiklerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
Asrın dertlisi derki’ bilhassa aynı gönül bırlıgı ıcındekı muslumanlar bırbırlerını aşıkane sevmelıler nasıl asık maşukunun kusurlarını gormesse bunun gıbı bu arkadaslar bırbırlerının hatalarını gormemelıler. Kalpler ittihat edince ceneb’ı hakkın inayeti öyle yar olur ki, aysberkler dahi erir. Az dahi olsa rekebetın gırdıgı heryerde duraksama yaşanmışdır. Birkac ortaokul yada lıse talbesıyle tanısak peygamber efendımız ıcın (s.a.s.) kutludogumda yazdıkları mektupları okusak ne farkı var 15 asır oncekı caferle bu gunku caferın. ıkısınınde aynı askı sevgısı onu okutan buyuklerı ıcin, geceler boyunca, burs veren agabeylerıne Yarabbı bana sahıp cıkan burs veren kalacak yer gosteren gonlume efendımızın sevgısını ıcıren bu agabeylerım cennete gırmeden ben vallahı gırmeyecegım, once onları al Yarabbım dıyerek yakardıgını duyarız.

HICRET


Önden giden atlılar / Issız sıcak çölleri / Karşı karlı dağları / Çoktan aşıp gittiler / Kayboldular uzakta / Önden giden atlılar / Ben burda kaldım böyle
Gittiler hep gittiler / Aştılar kızgın çölü / Toprak tükendi bir gün / Denize ulaştılar / Çektiler dizginleri / Kendileri dursa da / Atlar duramadılarVardılar Kurtuba’ya / İnmediler atından / Gülle karşılandılar / Ne güzel atlar bunlar / Bunca yol çiğnediler / Çiçek çiğnemediler / Önden giden atlılar

. Mukaddes göç, hizmetimiz açısından eski devirlere nisbeten daha da önemlidir. Evet, bir mü’min kardeşimiz, buradan kalkıp diyar-ı küfre hicret ediyorsa, biz bunu önemsiz göremeyiz. Bugün bir Medine yoktur ama, her yere Medine’nin boyasını çalmak, Medine misal şehirler kurmak vardır.. bir diğer tabirle, Medine sahibinin huzuruna çıkabilmek için, pek çok Medine meydana getirmek şarttır. “Medineleri arkamıza bırakıp, senin Medine’ne koştuk ya Rasulallah!” diyebilmek için, bugün hicrete ve hicret beldelerine ihtiyaç vardır. Evet, sırf Allah rızası için ve İslâm’ı neşretme yolunda, dünyanın dört bir yanına göç edenlerin durumunu hafife alamaz ve basite ircâ edemeyiz; çünkü bu muhacirlerin herhangi bir maddî çıkarları ve menfaatleri yoktur.. yaptıkları ve yapacakları şey sadece İslâm’ı tebliğ, bekledikleri de sadece ve sadece Allah’ın rızasıdır. Türkiye’nin içinde ve dışında ve âlem-i İslâm’ın sair yerlerinde, Hakk da’vası için hicret eden kimseler, “inneme’l-a’malü binniyât ve innema liküllimriin ma neva” fehvasınca, niyetlerine göre mükafat görecek ve ilk hicret edenlerin arkasında -inşaallah- yerlerini alacaklardır! Yani Allah, Muhacirleri Muhacirlerle, Ensarı da Ensarla haşredecektir! Bu itibarla da, “Muhacirler toplansın!” dendiğinde bu mukaddes göçün heyecanıyla yollara düşmüş olanlar, Muhacirlerin arkasında yerlerini alacaklardır. Kimbilir sizden herhangi birinizin önüne Hz. Ebu Bekir (ra) mi rastlayacak, Hz. Ömer (ra) mi rastlayacak, Hz. Osman (ra) mı rastlayacak.?! Bunları her an Rabbinin huzurunda hesap vereceğine inanan ve bir ayağının mezarda bulunduğunu his ve idrak eden bir insanın ağzından dinliyor gibi dinleyin; eğer bu mevzuda hilaf-ı vaki ve mübalâğalı beyânda bulunuyorsam, Allah’a hesap vereceğim demektir...
İnsana ulaşmak kainata ulaşmaktır. Çünkü kainat büyütülmüş bir insan, insan ise küçültülmüş bir kainattır.Hoacefendı bırgun abılere derkı antartıkaya gıdın..abıler der hocam orası buzullar yasayan ınsan yokkı orda..hocaefendı sınırlenır derkı boyle bır kıta yokmu dunyada gıdın hıc degılse kıtada br ezan okuyun kıta Allah sesını duysun.artık dunyada gıdılecek hıcbıryer kalmayınca uzaya merdıven dayayın ve orayada cıkın belkı yasayan bır mahluk bulursunuz..ve ıste bu sozler gunumuzun karasevdalılarnda makes buldu..musab b. Umeyr gıbı cıktılar ve gıttıler 7 kısıyle gıdıp 70bın bas bıraktılar gıttıklerı yerde..o muhacır ruhlu kardeslere vatana vuslat zamanı nezaman bu sıla nezaman son bulacak denıldgnde hz.omerın. hz.osmanın tarıhın alkışlayacagı bu sozlerı soyledı gıdenler bız donmek için gelmedıkkı… Hacı Kemâl’i Hacı Ata yapan, Tataristan değildir. O herhangi başka bir yere gitseydi, veya vazifesi gereği gitmeseydi, yine öyleydi, öyle olacaktı. Onun inceliği, emre itaati, duyarlılığı, takvası, fedâkârlığı, onu Hacı Kemâl yapmıştır..
Onden gıden bır atlı daha adem tatlı agabey..gıttı ve gıttıgı yerdede kaldı..ne makam sevdası ne mansıp..gunduz okul muduru gece taksı söförüydü o. Dusunmek lazım sımdı hangımız maassız calısır hızmet yerınde.hangımız asıl 7den sonra calısmak varken asıl hızmet 7den sonra baslarken,evet boynumuzun borcu derız??onlar bızden farklı ne okudular ne dınledılerde bızden onde oldular??
Merhum Barış Manço’nun konuyla ilgili yaşadığı bir olay herhalde bunları açıklayıcı nitelikte :“Tayland’da tutuklanıp hapse atıldık. Bize geçmiş olsun demeye dört tane delikanlı geldi. Allah’ın Tayland’ında oranın Artvin’i olan bir şehirden… Bunlar oradaki Fatih Koleji’ndeki dört tane öğretmendi. 4 delikanlı ! “Bizler buradaki Fatih Koleji’nden..” dediği anda benim itikadım sarsıldı. “Bir dakika bir dakika” dedim. “Burası Tayland, Tayland’da sınır bir şehir, n’apıyorsunuz?” dedim. O da : “Ağabey bizim burada Fatih Kolejimiz var, öğrencilerimize burada Türkçe eğitim yapıyoruz…” dedi. Bu bir örnek sadece. Bunu iki binle çarpın. Ben bunları görüyorum. Kuala Lumpur’dan Manila’ya kadar. Kopenhag’da da var, Londra’da da var. Bu harika bir eğitim seferberliğidir ve bunlar birer yansımasıdır...” Hatta bir gün Hocaefendi'ye dedi ki :"Hocam, çok enteresandır. Bazı yerlere herhalde ayağını ilk basan Türk benim, diye gururlanırken bir de bakıyorum ki Türk bayrağı Türk okulu ! Şaşırıyorum. Yani buralara ilk defa gelen Türk gibi övünürken orada okulları görünce aklımı oynatasım geliyor. Yani buna nasıl muvaffak oldunuz?" dedi.hocaefendı sadce gulumsedı’der olaya sahıt olanlar
.


HASBİLİK VE SADAKAT

Allah’a talip olan cihana talip olmuştur. Allah’a talip olan ebedlere talip olmuştur. Onu bulan herşeyi bulmuştur, onu kaybeden herşeyi kaybetmiştir. Allah’ın odanı insanlığa anlatma işine talip olan insan çok büyük bir işe talip olmuştur. Ateşler içerisinde yanan beşere, itfaiye memuru gibi su götürme işine talip olan insan çok büyük bir işe talip olmuştur.
bu iş hasbılık ıster..sız dızınıze kadar camura gırmeyı goze alın.yoksa boydan camura batmış ınsanlara davayı bırakmak zorunda kalırsınız dıyor buyuklerımız..hocaefendı derkı hafız alı abı ıcın’“Hafız Ali’yi ben görmedim. Ama en çok sevdiklerimden birisidir. Üstad Bediüzzaman’ın Hz. Ebubekir’i. Zehirlenmiş Denizli hapishanesinde. Denizli kahramanı.” “Çok hayranlık duyduğum, hatta bana göre başta gibi Hafız Ali, çok zannediyorum böyle Üstadın Ebubekir’i gibi bir insan… ebubekır gıbı hasbıdır onlar..ve onlar mana alemının bırer sultanıydılar.ama dunya onları tanıyamadı.. Zübeyir Ağabey o başlı başına bır kutuptu bir sadakat tımsalıydı:“Üstadımız ölmüş olsa ve tekrar gelse ‘Zübeyir, ben bu Risale-i Nurları yanlış yazdım. Şöyle olsa çok daha iyi olurdu.’ dese, ben Risale-i Nur’dan aldığım hizmet istikametiyle Üstadımın elini öperim. ‘Üstadım, sana hürmetim sonsuz. Emret, senin için öleyim! Fakat ben bu şekilde hizmet edeceğim.’ der, yoluma devam ederim.”Yine bir gün anlatmıştı:“Üstad nefsimizi terbiye ederdi. Ziyarete gelenler meyve filân gibi hediyeler getirirlerdi. Biz almıyorduk, ama onlar Üstada yalvarıp yakarıp bazılarını veriyorlardı. Üstad kabahati bizde buluyor, ‘Nefsiniz istedi, ben de almak zorunda kaldım.’ derdi. ‘Teberrüktür.’ diyerek gelen meyveyi tavana astırır, bir ay tefekkür etmek üzere asılı bırakırdı. Çürümek üzereyken aşağıya indirir, ‘Teberrük atılmaz.’ diyerek kabuğuyla beraber bize yedirirdi. Zehir gibi acısıyla tiksinerek onu öyle zorla yerdik ki, ondan sonra gelecek bir zi­yaretçinin önce elinde hediye olup olmadığına bakar, engel­lemeye çalışırdık.” Hz. Ebubekir ayrı bir dert insanıdır. Oda kendine göre bir dertle dertlenmiş bir insandır. Halife seçerler, kürsüyü kendisine verirler. Ebubekir eve kapanır o kadar pişmandır ki hüzünle, ızdırapla evinde iki büklüdür. Hz. Ömer eve içeriye girince öfkeyle üzerine yürür.
(Bu işi başına sen çıkardın) tekellefnî heze’l-emra beni sıkıntıya sen soktun der ve her gün çıkar “alın emanetinizi” der. Ya ben eğrilirsem eğri bir emir olarak bunların başında kalırsam ve bunlar beni düzeltmezlerse ne olur. Bir gün bir bedevi kılcının üzerine doğrulur. Sen eğer eğrilirsen seni şu eğri kılıçlarımızla doğrltmasını biliriz der. Hutbeden iner secdeye kapanır. Allahım sana binlerce hamd ve sena olsun ki Alla Rasulünün halifesi eğrildiği zaman onu düzeltecek eğri kılıç taşıyan insanlar var.
Bu ne fazilettir, bu ne yüksekliktir ve ölürken şöyle der. Keşke Allah Rasulüne sorsaydım bu iş senden sonra kime kalacak bunlar getirir bu işi benim başıma sardılar ama belki ben bu işin ehli değildim. Keşke sorsaydım. Ve başka bir keşkesi. Beni Saide’de insanlar beni seçerken ben keşke Ömer’in elini tutup işte Allah rasulunün sevdiği insan bunu secin diye bir adım öne çıkarsıydım der e ızdırap içerisinde ruhunu Allah’a teslim eder. Çünkü kafasındaki istifhamını çözemez ve ruhunu Allah’a öylece sıkıntılar içerisinde teslim eder. İşte bu da Ebubekir’ın ızdırabıdır.
Vefat ederken bir testiye işaret eder. Onu alın benden sonraki halife verin der. Testiyi alıp götürürlerken çok sevinir ve içi huzurla dolar. Arkadan gelen halife testiyi kırıp içine bakınca üç beş kuruş para bulur ve bir de name. Benden sonraki halifeye bana takdir edilen maaş bana fazla geldi. Çoluk çocuğumun geçimi için bu fazla geldi. Bu fazlalıkları bu testinin içerisinde sakladım. Ömer iki büklüm olur ağlar. Kendinden başkalarına müslümanca yaşama imkanı bırakmadın. Öyle kılı kırk yararcasına yaşadın ki, mümkün değil bir başkası senin gibi yaşasın. Ömer Ebubekir için böyle diyor, başkaları da Ömer için.



SAYGI EDEP

Tahır abıyı tanıyanlar anlatıyor: Tam bir Çelebi idi, bir Osmanlı efendisi. Çok kibar, çok saygılı.. Yüzünde hat hat Allah’a imanın çizgileri vardı. Onda çok müthiş bir derinlik var.” “Bir yere geldiğinde bir odada ilk defa sorduğu şey şudur; “Beni hangi odada yatırıyorsanız, gece kalkıp ben leğenimi, abdest ibriğimi, seccademi sereceğim koyabileceğim müsait bir yer varsa oraya yatırın beni.” Hiç bir kimsede olmayan bir şey. Güzel bir önlük takar kendisine, ma-i müstamel vücuduna, üstüne sıçramasın diye, öyle abdest alır. Öyle namaz kılar, ama “namaz” kılardı.”
Onlar çok gerilerde durdular, çok küçük göründüler, hep mahviyet içinde oldular.. el-âlem de yalnızca o görünüşe ve o duruşa baktı, onları sadece zahire göre değerlendirdi. Onların herbirisi ihtimal bir kutbiyeti, bir gavsiyeti temsil ediyorlardı ama nâdanlar bunu anlayamadılar.saır ne guzel soyler’’
İlim meclisine uğradım kıldım talep
İlim en gerideymiş illa illa edep

***

Edeptir kişinin daim libası
Edepsiz insan üryana benzer

***

Edep ehli ilimden hali olmaz
Edepsiz ilim okuyan alim olmaz
. Gülün yetiştiği ortama bakalım. Ne görürüz? Çamur, gübre, kireçli su... Ama o ortamdan, rengiyle, kokusuyla gözleri ve gö­nülleri kamaştıran, erişilmez güzellikte bir gül çıkıyor. Çevre­sinden hep şikâyet eden insanlara gül örneğini veririm. Gül gibi olmak... Bütün insanlara faydalı, bütün insanlara karşı sevgi ve saygı dolu...hoacefendı saygının tımsalıdır.o bır gece kaldıgı bır koyde uyumak ısteyınce bakar karsı koy babasının oldgu koy ayaklarını oraya uzatıp yatmayı saygısızlık sayar.saga doner kıble orayada yatamaz ve soltaraftada duvarın ustunde bır kuran oldugunu gorunce butun geceyı uyanık gecırır.ıste onlar neden onde oldu aslında hersey ortada yada soyledıklerı neden tum gonullerde makes buldu acık hersey….


GECE HAYATI VE IZDIRAP

İslamın derdi ile dertlenip göz yaşı döken insanlar, Allah’ın rahmetini ihtizaza getirir. Allah ona rahmetiyle nazar eder ve kulun kalbindeki o ızdırabı dindirecek şifalar verir. Şoydaş ve dindaşının derdiyle dertlenen insan daha dünyada cenneti yaşıyor demektir.
Cehennem ateşinin dağlarvari insanların üzerine geldiği bir sırada Cibril elinde bir şişe su ile gelir. Hz. Peygamber ümmetinin durumundan perişan olmuş, mahzun ve mükedder beklerden Cibril ona yardıma koşar. Efendimiz elindeki nedir Cibril deyince bu günahlarına ağlayan ümmeti Muhammed’ın göz yaşlarıdır. Cehennemi dahi söndürecek bir iksir olan göz yaşladır.
Ebu Ali Dekkak diyor ki: “Bir gecelik göz yaşıyla, insanlığın derdiyle dertlenip inlemek bir senelik namaz kılmanıza denk gelecektir. Yatağa sokulduğunuzda düşüceler ızdıraplar, sizi uyutmayacak, yatakta bir sağa bir sola dönüp duracaktır. Hz. Ömer bir dert ve ızdırap insanıydı. Zeyd için çok ağlamış, Zeyd şu tepelerden kokun geliyor diye çok ağlamıştır. Yemame’ye doğru dönüp minberden Zeyd kokun geliyor diyordu. Zeyd Ömer’den önce müslüman olmuş Hz. Muhammed’e gönül vermiş e Ömer’den evvel kanatlanıp ötelere uçmuştu.
Ömer yine benden evvel gittin diyor. Ve inliyor. Bir sahabide çok ağlıyordu. Bir gün Ömer’in karşısında bu dev ağlamaklı insan çıkmıştı. Ömer ona niye ağlıyorsun dedi. O da Ömer’e “Ya emire’l-mü’minin sen niye ağlıyorsun dedi. Ben kardeşim Zeyd’e ağlıyorum dedi. Senin ağladığın şey ağlanacak şey mi, senin kardeşin yemame’de Allah Rasulünün buyruğu altında şehit olmuş. Ama benim kardeşim o muharebede karşı cephedeydi diyor. Allah Rasulunü görmüş, tanımıştı ama sonra irtidat etmiş ve emaneti koruyamamıştı. Bakışı bulanmış kayıp gitmişti. Allah Rasulünün tabiriyle cehennemde dişi Uhut dağı kadar büyük olacaklardan biriydi. Bunun üzerine Ömer sesine kesmişti. Artık ağlamıyordu, çünkü ağlanacak onun haliydi.
Herkes kendi durumuna gire bir şeyin ızdırabını çeker ve onun için ağlar. Ömer başını yere kor vefatından evvel ve inler. Allahım artık yaşlandın bu ağır yükü götüremeyeceğim. Emanetini al Allah’ım. Vefat ederken şöyle diyordu. Dünyaya girdiğim gibi çıkarsa benim için talihliliktir. Bir çocuk gibi sevapsız günahsız ve bir çocuk gibi sevapsız ve günahsız öbür aleme gitsem diyor.
"Gözüm uyur, kalbim uyumaz" diyor sevgili Peygamberimiz. Bu, uykunun bile hayattan koparmadığı bir kalb diriliğinin ifadesi. "Allah'ın terbiye ettiği" bir kişilikteki kalbi kıvam bu. Bu kıvam "Peygamberi" bir hususiyet taşıyor. Bizler bu kalbi diriliği bulamasak bile, uykularımızı bile ibadet haline dönüştürecek bir "Rahmani atıfet"e mazhar olabiliriz, diğer zamanlarımızı kulluk disiplini içinde yaşarsak. İşte o, "gece bilenmesi ya dagece donanımı" ile ulaşılabilecek bir mazhariyettir. İşte böyle bir gece hayatı... Felekten bir gece çalmak değil bu. Gece savurganlığı değil. Zamanın ölümü değil. Müslümanın çalınmış geceleri olmamalı. Müslümanın çalınmış savrulmuş geceleri olmamalı.Gece emanet Müslümana... Gündüzün sağlamasının yapılacağı bir zaman dilimi. Önceki günü arındıran, ertesi günü besleyen bir ana ikmal deposu.Yarınların çimlendiği bir bereketli toprak.Bir nadas mevsimi gece.Gündüzün eksilerini artıya dönüştürmek için tahsis edilmiş bir lütfu Rabbani... Hocaefendi eskı abılerı dusunur ve ıc gecirir,onların gercek manada hakla bulustukları ızdırapla gecen hayatları için“Abilere bütün güzellikler çok yakışıyor. İlk gördüğüm günden beri, onları sahabelerin günümüz temsilcileri olarak tanıdım. Bu kanaatim hiç değişmedi”der.mana alemın sultanıydılar onlar ama dunya onları tanıyamadı.ceylan agabey hergece yataga gırınce bır tıkırtı ve ınleme sesı duyarmıs,sonradan bunu arastırınca ustad hz.nın gece uyumadgını ve sureklı ıbadet ettıgını ogrenmıs..hocafendı o ılkler ıcın oyle guzel seyler soyler.susamıs bır ınsan gbı susuzluğumu gıderecek o yıgıtlerı aryorum der.hatta bır keresınde bır abıye bana 4 tane delı ama gercekten delı anneyı babayı vatanı unutmus.geceyı gunduzu ayırt edemeyen arkadaslrım olsa ınanın ben dunyayı fethederım der ve bır defasndada onlara olan ozlemını boyle dıle getırır..“Yine, nasıl ki cahiliye içinde yaşadığı halde, o cahiliyeye bulaşmayan Efendimizin Ebu Bekirleri, Ömerleri, Osmanları, Alileri vardı, onun da, ona yakın, onun çizgisinde, onun düşüncesini temsilen ikinci var oluşun fikir işçileri ve davasının temsilcileri temiz arkadaşları vardı. Hepsi de pırıl pırıldı. Ben şahsen Hasan Feyzi‘nin günaha girmiş olacağını hiç düşünemedim/düşünmedim. Hafız Ali‘nin imanı karşısında hep ürperdim. Hoca Sabri içimde saygı olup esti. Hulusi Efendi’yi bir kâmil mürşit gibi gördüm. Hüsrev Efendi ayrı bir derinlik insanıydı. Tahirî Mutlu öyle engin bir aydı ki, değil bir günahı üzerine sıçratması, hayatında abdest suyunu bile üzerine sıçratmamıştı. “Allah” deyince gözleri dolardı ve başka bir âleme uruc etmiş gibi bir görüntü sergilerdi. Re’fet beyi, Ahmet Fevzi’yi, Atıf efendiyi, Asım beyi görmek gerekirdi. Alperen yürekli, uhrevi derinlikli Zübeyir Gündüzalp, bir vefa abidesi; Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Bayram Yüksel, Said Özdemir, Hüsnü Bayram bu ışık kaynağının hâlesi gibiydi. Ve bunlar çağın cahiliyesi karşısında dimdik kalabilmişlerdi.
ANLATANLAR ANLATIR O BEKLENTISIZLERIN DESTANINI…

IŞIĞA GÖNÜL VERENLER
Işığa gönül vermiş bu yiğitler,
Bir gece sonsuza yelken açtılar.
Işığa gönül vermiş bu yiğitler,
Geçerken her yere nûrlar saçtılar.

Rûhlarını sardığı günden beri,
Solmayan güzelliklerden akisler;
Her gece rüyâlarında bir peri,
Onlara öteden türküler söyler...

Yâr yâr deyip yandıkları her zaman,
Menendi olmayan bir eşsiz dilber,
İltifat eder diye bir gün cânan,
Gözetirler dört bir yanı beraber.

Aşk u şevkten kanatlarla günlerce,
Koştular hep ümitlerle dopdolu.
Ne visâl hülyâlarıyla her gece.!
Sevinseler de gözleri buğulu.

Dağlı, dereli bir uzun yolculuk,
Onlar harıl harıl; yollar öğünsün..
Allah kapısında ebedi kulluk;
Bilmeyen bahtsız âh edip dövünsün...

Dâvâmızın kara sevdâlıları,
Varacaklar dünyanın ötesine;
Bir “yâd-ı cemîl” olacak adları
Girecekler millî rûh bestesine...

Her biri bin gönülde yaşayacak,
Sîmâlarında ebediyet rengi..
Hâtıraları asla solmayacak,
Öte taraftaki güllerin dengi...

Işığa gönül vermiş bu yiğitler,
Seyrettikçe çevreyi mest ü mahmûr,
Dirilip bir daha ölmek dilerler,
Ellerinde kevserler dolu fağfûr


Sımdı sıze yıllar oncesınden ustadın en sevgılı talebesı zubeyr abıden mektup var desek sasırırsınız ama gercektern yıllar sonrasına herseyı ozetleyten bır mektup yazmıs zubeyr abı:


Aziz Muhterem Kardeşim...
Mademki İslam’ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun, O halde iyi dinle:


VAZİFEN, dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır,batacak. Elin açıktır, ısıracak. BUNA SEVİNECEKSİN.

Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Musa’ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Konuştuğun için zindana koyacaklar,SEVİNECEKSİN.

Çöllere sürülürsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen, ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar,yıkacaklar. Sen bunu SABIRLA SEYREDECEKSİN.

Karanlık zindanlara salarlarsa;ışık, paslı vicdanları görürsen;ümit, imansız kalplere rastlarsan NUR vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkum olacaksın. Ve buna ŞÜKREDECEKSİN.

Anadan,yardan,serden ayrılacaksın. Candan,gönülden Kur’an’a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kağıt, kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse, mecnun olup çöllere düşeceksin. Leyla arar gibi NUR arayanları bulacaksın. Bulamazsan ÜZÜLMÜYECEKSİN

MAKAMLAR,SERVETLER verirlerse, NEFSİNİ UNUTACAKSIN.
Yalan,iftira,çamur fırtınasına tutulursan, HİSSİYATINI TERK EDECEKSİN...

Önüne demirden set yaparlarsa,dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse, iğne ile oyacaksın. Unutma! Nerede olursan ol; küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin. Bir gün Kur’an etrafında surların yıkıldığını görürsen; hemen kemiklerini taş,etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden,irfandan,faziletten ahlaktan kaleler dikeceksin. Kaleler,fedailer ister. Nasıl nasıl sende içinde FEDAİ OLACAKSIN.

Bu mektubu okuyunca, Mesneviyi okuyan Yunus Emre gibi “Uzun olmuş” diyeceksin. O’nun gibi ben olsa idim: “Ete kemiğe bürünürdüm. Yunus diye görünürdüm.” Derdim dediği gibi, sen de ne lüzum vardı uzun uzun saymağa, kısaca “KURAN TALEBESİ OLACAKSIN” deseydin yeterdi,diyeceksin. Haklısın. Zira,İslam yoluna giren;bilir ki, bu yol kıldan ince kılıçtan keskindir. Her kişinin değil, er kişinin yoludur.
Seni bütün ruhu canımla kucaklar,gözlerinden öper,dualarına mukabele eder, Allahın rızası dairesinde buluşmak üzere mektubuma son verirken, delalete düşen din kardeşlerimin, kısa bir zamanda sizin gibi hidayete ermelerini Cenab-ı Vacib-ül Vücud olan Hazret-i Allah’tan niyaz eylerim. Amin


Pür Kusur Kardeşiniz(Merhum) Zübeyr Gündüzalp

2 Nisan 2009 Perşembe

CANIM ENİŞTEMİN BANA HEDİYESİ...

TUBA YETİŞ’E


Türkiye’ye sığamadın be güzel kızım
Uçtun,uçtun,ta acem iline kondun
Buralarda bizleri de bıraktın Tubasız
Ağlasın bakalım şimdi Gebze’de ana kız
* * * * * * *
Yaman kızmışsın seni tebrik ederim
En kutlu yolculuğunda kolaylıklar dilerim
Teyzeni düşünme ben teselli ederim
İlk fırsatta seni Gebze’de görmek isterim
Şunu bil ki seni şimdiden özlerim
Ey Azeri kızı gözlerinden öperim.


ÖMER LÜTFİ YAMAN
9 EYLÜL 2005


Canım enişteciğim bu güzel şiirin için sana gercekten çok tesekkur edıyorum..bılıyorum bana nekadar deger verdiğinizi,bende sizleri
çok seviyorum bu hayatımda aldığım en guzel hedıyeydı...:)

DAVA ONUN DAVASI...

Hayatımda yaşamadığım şeyleri yaşadım gence de, görmediğim olayları gördüm, gitmediğim yerlere gittim ve duymadığım lafları işittim… hizmet dedim sustum. Önden giden atlılar koşar koşar yorulur ama yorulduğunu anlamadan ölürlermiş.daha nekadar nasıl koşar ki insan . bitmiyor kostukca yollar.güle gitmek için mecburmusun dıkenlerın ustunden gecmeye . öyle dıkenlere bastım kı acıttı canımı, taa yuregıme saplandı dıkenler. Rıza onun rızası olunca atlatılan badırelerde kolay olmuyormus. Helede br ulkeye ılk sen gıtmişsen zahmetı sen yasayacaksın ki, rahmeti bırak gelenler görsün dediler bana.her ezıyet olgunlaştırdı beni.eziyeti hizmet bıldım ben ve benım gıbı bu yola baskoymus ıkı dava arkadasımla.. neler gordu bu beden..neler duydu bu ruh..olsun yola devam dedı hep içimdeki ses..koşmak varken yürümek vebaldir dedi büyüğüm defalarca.. ben koşmayı yenı ogrendım.. yürümekde değilmiş şuana kadar yaptıgımız.. bu iş gönül işi,canını ortaya koyma işi, dedıler oyle olaylar yasadıkkı canımıda ortaya koydum. Aman dedım bana zarar gelsınde hızmete laf gelmesın..ben boyle ogrendım buyugumden..bır bayana en agır gelen sey ıffetıne laf laf soylenmesındır..oyle laflar etti ki ev sahıbımız, olsun dedım. Hz. Aıseyede ifk hadısesınde ne laflar ettıler.o Allaha havale etti hepsını bende havale edıyorum sana allahım. Yasanılanlra yasanıyor,gıderken ınsanda bıraktığı ize bakmıyor hiçbirzaman.bu iş sevda işi dedıler ben bundan buyuk bır sevda gormedım..bır kor düştü içime yakıyor butun bedenımı..azerbaycan destandır yüreğimde tarıf edılmez bır duygu hücrelerımde.. sevdamın adı tüm benliğmde..yarınımda tebessümle hatırlayacagım,tüm hayatımda kazandıgım en buyuk kazanç benım için..rabbım deyınce ne ıle geldın huzuruma ne yaptın dunyada ya tugba,Azerbaycan derim coşkuyla.herkes ogün kacısırken sağa sola,ana ewladı tanımazken beni tanıyacak Azeri arkadaslarım var ben bunu bılırım.. ve su doker bu yuregımde yanan kora.ben ogun ne anamdan umıtlıyımdır , ne babamdan bu yola benle baskoymus hıcretı hzmet bılmiş,ezıyeti zahmet bilmiş,dava arkadaslarımdan ,ülkesine ozlemini büyükleriyle paylaşmış.heryer bızım vatanımız demiş.renk körü insanlarla kucaklaşacagımı bilirim ve umıd ederim arkadan bir ülkenin peşimize takılacağı o büyük günü düşünürüm..destan budur işte,tarih budur işte,aşk budur işte..
Gelecek baharlar için bız buradayız..cennetı mısal gunler için atadan,anadan,serden,sevdadan vazgecen insanlarla bız bıradayız..yarınlar için bız buradayız, ben Azerbaycan için buradayım,kuzenım afrıka için orada,başkaları Avrupa için orada,guzel insan Amerika için orada ,kimileride türkıye için orada .. biz öbür tarafa dünya hazırlıyoruz..tüm milletlerin,ulkelerin bırarada toplanacağı,,gelin bu destanı sizde okuyun,sızde alkışlayın,bugun alkışlamaynlar yarın sizin için çok geç olabılır..gelin sızde yuregınızı koyun bu işe,tek yurek olalım bu yolda..sovene el uzatmayın,dovene dıl uzatmayın,bu yola gonulsuz ortak olun.bu destanı ucundan yakalayın sonuna yetısmeyın…..
Tuğba yetiş….